Ana sayfa » Okul » Türkçe » Mehmet Akif Ersoy ve Milli Mücadele Ruhu
Türkçe

Mehmet Akif Ersoy ve Milli Mücadele Ruhu

Mehmet Akif

Tarih 20 Aralık 1873. İstanbul Fatih’te, duanın hiç eksik olmadığı küçük bir evde Ragıp isimli bir çocuk dünyaya gelir. Bu çocuk; zekâsıyla, karakteriyle, sanki milli mücadele ruhunu gür sedasıyla tüm dünyaya haykırmak için doğmuştur ve milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’dan başkası değildir. Ragıp ismi insanlar tarafından zor telaffuz edilince Akif ismini kullanmaya başlar.

4 yıl, 4 ay, 4 günlükken okula başlayan usta şair, erken yaşta “temiz” lakaplı babası Tahir Efendi’yi kaybeder. Vatan şairi hüzünle çok erken yaşlarda tanışır. Yatılı okumaya başlar. Ruhundaki vatan aşkı dilinde ve kalbinde ilmek ilmek işlenirken, 1911 yılında Safahat’ın ilk cümleleri kaleminden dökülmeye başlar. Gün gelip de Anadolu, düşman ayakları altında çiğnenmeye başlayınca “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem” diye haykırır.

İş için gittiği Necid Çölleri’nden Medine’de Hz. Peygamberimizin (s.a.v.) ravzasını ziyaret ettiğinde içini döker doya doya, Kutlu Nebi’nin mis kokan toprağı gözyaşlarıyla ıslanırken içindeki vatan aşkı dua dua semaya yükselir. Mekke’nin toprağına yüz sürmeyi isterse de nasip olmaz. Bir ömür boyu yüreğinin en derin yerinde saklı bir ukde olarak kalır. Ancak bu hasret ona “Medine’ye” şiirini yazdırır bu kez.

Birinci Dünya Savaşı’na katılamaz ama aklıyla, ruhuyla sanki Çanakkale’dedir. Necid’den dönerken Çanakkale zaferinin sevinciyle şehitler şiirini nasıl da dokunaklı yazar.

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar taşlar…

O rükû olmasa, dünyada eğilmez başlar.

Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.

Bir Hilâl uğruna yâ Râb ne güneşler batıyor.

Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber.

Sana âguşûnu açmış duruyor Peygamber.

Milli Mücadele ve Mehmet Akif

İzmir’in işgaliyle yanar, kavrulur. Milli mücadeleye dair düşüncelerini ilk kez bir vaazında paylaştığında Balıkesir Camiindeki binlerce kişiden derin bir “âh” yükselir vatan için. Kendi yurdumuzda garip olduğumuzu söyledikten sonra “Yoksa biz o muazzam ecdâdın ahfâdı değil miyiz?” diye gürler.

İstiklal Savaşı’nda Anadolu’daki istiklal umutlarını, istikbalin sevinçlerini gelecek yüzyıllara kazıyan vatan şairimiz olur. Şüphesiz Anadolu kurtuluş umudunu onun İstiklal Marşı’nda “Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın. Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.” mısralarında bulur.

Sene 1921. Türk milletine, memleketin içinde bulunduğu karanlıktan kurtulmak için bir ses lazım. Hamdullah Suphi’nin rica mektubuyla birinci gelecek şiire verilen ödülün ortadan kaldırılmasıyla Akif yazmaya başlar şiirini. 724 şiir arasından Akif’in “Kim bu cennet vatan uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda” mısraları derin bir uhrevi hava ile okunurken Mecliste; mebuslar dördüncü kez bu şiiri ayakta dinlediklerini bile fark etmezler. Akif ise o kadar “ben” kavramından uzaktır ki İstiklal Marşı’nı “Memleketimin şiiridir” diyerek Safahat’a bile koymaz. “Allah, bir daha istiklal marşı yazdırmasın” diyebilir sadece.

Allah, bu millete bir daha istiklal marşı da yazdırmaz, bir Akif de aratmaz inşallah.

Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;

Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!

Etiketler

Yorum Ekle

Yorum yazmak için tıklayın